Siz hiç leylekten korktunuz mu ? Ben korktum, hem de hiç bir şeyden korkmadığım kadar korktum. 1960 lı yılların ortasıydı; Ben 7-8 yaşlarında ilkokul öğrencisiydim.

Köyümde babamla öküzlerle çift sürmeye gitmiştik. Benim köyümmü ?

Bilecik- Sakarya illerinin kesişim noktasında koyu yeşil çam ormanlarıyla, açık yeşil meyva bahçelerinin iç içe geçtiği tipik bir Batı Karadeniz Bölgesi köyü olan, Gölpazarı İlçemizin Karaahmetler köyü.

Ekim ayıydı, yağmurlar yağmış, toprak tava gelmiş, tohumla toprağın buluşma zamanı gelmişti.

Babam öküzlerin çektiği kara sabanla toprağa saçtığı buğday tohumlarını toprakla buluşturmak için ikindi vaktine kadar çift sürdükten sonra; öküzler yorulduğundan, öküzleri boyunduruklarından serbest bırakarak o günkü çift sürmeyi sona erdirdi.

Bana ben köye gidiyorum, sen de bir ,iki saat öküzleri otlar, sonra sende öküzleri önüne katar köye gelirsin dedi.

Öküzler tarlanın sürülmemiş kısmında otlamaya başladılar. Bende yeni sürülen kısımda bir ağacın dibine ayaklarımı karnıma çekerek yattım. Sürülmüş, yumuşak toprağın üzerinde uyumuş kalmışım.

Ne kadar uyudum bilemiyorum, gözlerimi, yüzlerce silah patlamasına benzeyen seslerle açtım. Gözlerimi açtığımda, gözlerim bir kat daha korkuyla açıldı. Kıpırdamak istedim, kıpırdayamıyordum; Vücudumun her tarafı uyuşmuştu.

Çevremde tak tak sesler, çevremde dolaşan uzun, uzun bacaklar, toprağa inip, kalkan bana metrelerce görünen kocaman gagalar. Bu kocaman ayaklardan biri elime basınca korkum dahada fazla arttı; Birde kocaman gagalar dan biri burnuma bir karış mesafeye inmez mi.

Korkudan iyice büzüldüm, top gibi oldum. Zayıf , çelimsiz vücudum iyice küçülmüştü. Korkudan yüreğim o kadar yüksek atıyordu ki, koca bacakların yürek atışımı duyup, bana saldırmalarından iyice korkmaya başlamıştım. Ben korktukça yüreğimin atışı iyice artıyordu.

Böyle ne kadar yattım, bilemiyorum. Bana sorarsanız, saatler, günler, haftalar hatta sonsuz bir zaman gibiydi. Yanı başımda kocaman bir çift kanat çırpıldı, bu çırpılan kanatların rüzgarıyla ürperdim. Bir çift kanat, bir çift kanat daha derken yüzlerce kanat çırpılmaya başlandı, gökyüzünü devasa kuş bulutu kapladı. Kıpırdamadan havaya bakıyor, içimden de geri dönmesinler diye bildiğim duaları okuyordum.

O kocaman kuşların oluşturduğu kuş bulutu üzerimde bir ,iki tur attı, sonra güneye doğru yönlendi, dağın tepesinden aşıp gittiler. Dağın tepesinden aşmalarına rağmen ben korkudan bir kaç dakika daha yerimde kıpırdayamadım.

Artık geri dönmeyeceklerine inanınca oturup, kollarımdaki, bacaklarımdaki uyuşukluğun geçmesini bekledim. Uyuşukluk azalınca yüz metre kadar uzaktaki öküzlere doğru koşmaya başladım. Uyuşukluk tam geçmediğinden düşe, kalka öküzlerin yanına vardım.

Öküzleri önüme kattım, koştura, koştura köyün yolunu tuttum. Korkudan tabi sık sık arkama bakıyordum. Meğer tarlada benim etrafımda dolaşan kocaman canavar kuşlar Leyleklermiş.

Bizim köy leyleklerin göç yolları üzerindeymiş. Her sonbahar Kırım’dan kalkıp, Mısır’a göç eden leylekler bizim köyde yere iner, dinlenirlermiş.

O gün yine leylekler dinlenmek için yere inmişler. Benim şansızlığım ben uyurken yere inmeleri. Sürülmüş toprağıda bulunca topraktaki solucanları midelerine indiriyorlarmış. Solucan peşinde koşarken o kocaman bacakları benim etrafımda dolanıyor, solucan buldukça da o kocaman gagaları tak tak ses çıkartıyormuş.

Evet bu gün 61 yaşındayım. Yaşamım boyunca o gün leyleklerden korktuğum kadar başka hiç bir şeyden korkmadım. Benim payıma da en büyük korku kocaman devasa kuşlar olsa da zararsız, leylek kuşlarından oldu. Siz Hiç Leylekten Korktunuz mu? – Bilecik Dostları Haber

İsmail ÇINAR