NÜKLEER SANTRAL

Çağımızın olmazsa olmazı olan elektrik enerjisi, devletlerin ve milletlerin geleceği ve bekası için en temel, vazgeçilmez hayati unsurların başında gelmektedir. Elektrik enerjisinin en büyük dezavantajıysa depolanmamasıdır. Üretildiğinde tüketilmesi gerekmektedir. Bu yüzden sürekli üretilmesi ve kesintisiz bir şekilde arz edilmesi gerekmektedir.

Elektrik enerjisi üç şekilde elde edilmektedir.

1-) Hidrolik santrallar
2-) Termik santrallar (A-kömür; B- Doğalgaz)
3-) Nükleer santrallar

Son zamanlarda gelişen teknolojiyle alternatif üretim olarak Rüzgar ve Güneş enerjisinden ve bunların her ikisini de bünyesinde barındıran hibrit santrallar  çevreci bir enerji şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Termik santrallar da üretim aşamasında ortaya çıkan zararlı atıklar (katı- gaz) doğada geri dönülmez hasarlar bırakmakta iklim değişikliklerine neden olmaktadır.

Hidrolik santralar da her ne kadar çevreci olarak bilinse de depoladığı su ile ekolojik dengeyi bozmakta binlerce dönüm tarım alanlarını ve yerleşim birimlerini yutmakta ve iklim değişikliğine neden olmaktadır.(Su sıfır dereceden itibaren her derecede buharlaşır. Deniz seviyesinde sıfır donma; yüz kaynama derecesidir. Sürekli buharlaşarak havayı nemlendirir.)

Güneş enerjisinden üretim yapılırken sisteminde bulunan akü’lerin ekonomik ömrü iki yıl olduğundan devasa kimyasal atıklar ve bunların bertaraf edilmesi de başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kalem pilin verdiği zararı hesap edersek bu atıkların vereceği zararın büyüklüğü ortaya çıkmış olur.

Rüzgâr enerjisinden üretim yapabilmek için sürekli 5-7 m/sn rüzgâr olması gerekmektedir. Ne az rüzgârda, ne de fazla rüzgârda üretim yapılamamaktadır. Dolayısıyla sürekli bir enerji arzı sağlamak mümkün değildir.

Nükleer santrallar, toplumun en az bildiği buna rağmen çok tehlikeli olarak yanlış yönlendirildiği bir güç üretim sistemidir. Artan güvenlik istekleri ve bunun yanında maliyeti azaltan ve ucuz elektrik sağlayabilecek tedbirlerle beraber yeni nesil nükleer reaktörler üzerinde çalışılmaktadır.

Nükleer enerji çevre dostu bir teknolojidir. Çünkü;

  • Nükleer santrallerin güvenlik değerlendirmesi bağımsız lisanslama kuruluşları tarafından son derece tutucu ve sıkı varsayımlara göre yapılmaktadır. Ayrıca bu santrallar işletmede oldukları sürede sürekli denetim altındadır. Bu nedenle nükleer santrallerin çevre ve insana zarar verebilecek şekilde kaza yapma riski, günümüzde kullandığımız diğer teknolojik ürünlere göre, yok denecek kadar azdır. Bir nükleer santralin çevresinde yaşayan insanlara yüklediği yıllık doz doğal radyasyonun çok altındadır.
  • CO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santrallar yılda 2300 milyon ton CO2 emisyona engel olmaktadır.
  • SO2 emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santrallar yılda 42 milyon ton SO2 emisyonuna engel olmaktadır.
  • NOX emisyonuna neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santrallar yılda 9 milyon ton NOX emisyonuna engel olmaktadır.
  • Atık kül üretimine neden olmaz. Dünyada kurulu bulunan nükleer santrallar yılda 210 milyon ton kül üretimine engel olmaktadır.
  • Ayrıca en dikkat çekici nokta olarak ta yakıt olarak kullanılan zenginleştirilmiş Uranyum (U-235) fisyon (parçalanarak-bölünerek) yaparak hızlı nötronlar çıkmasına neden olur. Nötronlar (U-328)’in

(Pu-239) olmasını sağlar ve ortaya çıkan (Pu-239) hızlı nötronlarla fisyon yapmaya devam eder. Şaşırtıcı bir gerçek de hızlı-üretken reaktörlerde yanan (U-235)’den fazla (Pu-239) üretildiği için reaktörde giderek yakıtın artmasıdır. Kaba bir söyleyişle teorik olarak 5 yılda üretilen yakıt kullanılan yakıtın iki katına çıkar. Dolayısıyla uranyum tüketilirken plütonyum üretilmekte ve bir nev’i yenilenebilir enerji kaynağı olmaktadır.

Nükleer enerji üretim zinciri, tümüyle ele alındığında sera gazı salınımı konusunda en temiz seçenektir. Nükleer enerjinin iklim değişikliğine sebep olan  atmosferdeki sera gazı konsantrasyonunun azaltılmasında büyük rolü vardır. Günümüzde nükleer santrallar, elektrik sektöründen kaynaklanan sera gazı salınımında yıllık olarak yaklaşık  %17 azalmaya sebep olmaktadır. Yani bu santraların yerine fosil yakıtlı santralardan elektrik elde edilseydi her yıl 1.2 milyar ton karbon atmosfere verilecekti. Nükleer enerji üretimi sürecinde ortaya çıkan atıkların ve kullanılmış yakıtların yönetimi, gelecek nesillere fazla bir yük bırakmadan insan sağlığı ve çevrenin korunmasını amaçlamaktır. Ancak nükleer atıkların ( yüksek seviyeli atıklar ve kullanılmış yakıtlar) hala nihai depolanmasının uygulanmasına geçilememiş olması nükleer enerji açısından dezavantaj olmaktadır. Enerji kaynaklarının gelecek nesiller için de yeterliliği, sürdürebilir kalkınma açısından önemli bir konudur.

Dünyada şu anda 31 ülkede aktif 437 nükleer reaktör bulunurken, 14 ülkede 68 nükleer reaktörün de inşaatı devam ediyor. 2030 yılına kadar 164 nükleer reaktörün yapılması planlanırken, ülkelerin nükleer programlarındaki reaktör sayısı ise 317′yi buluyor

ABD, 104′le dünyada en çok nükleer reaktöre sahip ülkeyken, elektrik üretiminde nükleerin payı bakımından ise yüzde 78′le Fransa ilk sırada yer alıyor. ABD, bu yılın mart ayı itibariyle 3 nükleer reaktörün daha inşaatına başlarken, İngiltere ise 2025′e kadar yeni nükleer santrallerin kurulması için 8 saha belirledi.

Birleşik Arap Emirlikleri, 400 megavat gücünde bir nükleer reaktörü 2017′ye, 3 nükleer reaktörü de birer yıl arayla 2020′ye kadar işletmeye almayı planlıyor.

Nükleer santrale sahip 31 ülkeden 7′si net enerji ihracatçısı konumunda bulunuyor.

Türkiye’nin enerji kaynaklarına bakıldığında ise yüzde 72′lere yaklaşan enerji ithalat bağımlılığı ile karşı karşıya kalıyor.

Türkiye, mevcut şartlarda doğalgazın yüzde 98′ini, petrolün yüzde 92′sini, kömürün ise yüzde 30′unu ithal ediyor. Türkiye, elektrik talep artışında Avrupa’da birinci, dünyada ise Çin’den sonra ikinci sırada yer alıyor.

Ak kuyu ve Sinop Nükleer Santralleri eğer bugün devreye alınmış olsaydı, mevcut elektrik tüketiminin yüzde 33′ü nükleer santrallerden karşılanıyor olacaktı. Sadece Ak kuyu Nükleer Santrali devreye alınmış olsaydı elektrik tüketiminin yüzde 17′si buradan karşılanabilecekti.

Ak kuyu ve Sinop’ta kurulacak nükleer santraller sayesinde Türkiye, 16 milyar metreküp doğalgaz ithal etmekten ve dolayısıyla doğalgaza yıllık 7 milyar doların üzerinde para ödemekten de kurtulmuş olacak.

ABD 1960’lardan bu yana ülkesinde hidrolik santral yapmıyor, nükleer santral kurmaya devam ediyor, Fransa AB’nin elektrik enerjisinin % 80 ‘nini faal 58 nükleer reaktörüyle karşılıyor, İran, Ermenistan, Bulgaristan, Romanya… Görüldüğü gibi neredeyse her ülke nükleer enerjiye geçiş yapıyor. Onlar kendi ülke ve vatandaşlarını bizlerden daha mı az seviyorlar da nükleer enerji ve santraller kuruyorlar. Asla!!! Aksine geleceklerini vatan ve milletlerini düşündükleri için nükleer çalışmalara hız veriyorlar.

Düşünsenize nükleer santraliniz olduğu zaman nükleer tıp ve nükleer bomba     (atom bombanızda) olmuş olacak. Böylelikle dosta ve ülkenize, vatandaşlarınıza güven, düşmana da korku vermiş olacaksınız.

Siz bakmayın Green Peace ( yeşil barış) hareketinin protestolarına daha düne kadar Shell şirketinin en büyük ortaklarından biriydi. Çevreci örgüt en büyük fosil yakıt üretici ve satıcısının, ürünleriyle çevre düşmanı şirketin ortağı ama bize aktarılan bilgiler , gösterilen yüzleri bambaşka!!!  İster istemez eski bir atasözümüz hatırımıza geliyor “ ele verir talkını, kendi yutar salkımı”

İşte tüm bu veriler ışığı altında yerel (mikro) planlamalarda her türlü alternatif üretim olanaklarını (hidrolik, güneş, rüzgâr, hibrit vb) kullanmaya; genelde (makro ölçekte ) ise çok acil bir şekilde ülkenin her tarafını gelecek yüzyıllarda hesap edilerek nükleer santrallar ile donatmalıyız. ( Sismografik veriler ışığında; Van gölü, Keban, Karakaya, Atatürk, Sarıyar Hasan Polatkan Baraj gölleri, Kırklareli, İzmir, Muğla, Antalya, Ordu, Trabzon, Balıkesir, Bursa…)

Pakistan’ın kurucusu Muhammed Ali Cinnah “ Aç kalacağız ama atom bombasını yapacağız!!!” demişti.

Bizlerde geleceğimiz için, var olabilmemiz için enerjinin, özellikle nükleer enerjinin birinci önceliğimiz olması, aç kalalım ama enerjisiz kalmayalım diyerek tüm dikkatimizi, planlarımızı, enerjimizi bu konuya odaklayalım Nükleer enerji liginde ve dünyada hak ettiğimiz yerimizi alalım. Nükleer Santral

Saygılarımla. İbrahim Torun

Bilecik Dostları Bilecik’in Dostluk Ekranı