10.4 C
Bilecik
17 Eylül 2021

Bağ Bozumu

Bağ bozumu; kültürümüzün unutulan güzelliklerindendir.

Bilecik’imiz Marmara Bölgesinin önemli üzüm üretim merkezlerindendi. Beylerce ve Bilecik karası , ilimize has üzüm çeşitlerindendir.

Tarihin uzun yıllarından bu yana , yakın geçmişe kadar Bilecik çok önemli bir üzüm üretim merkezi ve bunun yanında çok önemli pekmez ve içki üretim merkezlerindendi.

Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde İstanbul’da üretilen çok ünlü iki rakı markası vardı; Bunların biri Dimitrikopulos markası, diğeri ise Bilecik markasıydı. Gölpazarı İlçemizin , Karaahmetler Köyü benim doğduğum ve çocukluğumun geçtiği köy. Bizim köy de çok kaliteli üzüm üretilirdi.

Üretilirdi diyorum;

Günümüzde artık bu bağlar söküldü, yerlerine kiraz bahçeleri kuruldu, günümüzde ise kiraz da para etmeyince bu kiraz bahçeleride sökülerek, yerlerine ceviz bahçeleri kurulmaya başlandı.

Üzüm Çeşitlerinden Örnekler

Benim köyümde bir çok üzüm çeşidi üretilirdi ama bunlardan 3 ü ötekilerden ayrılırdı. Birincisi Bilecik’e has beylerce, ikincisi, pembe çavuş ve üçüncüsüde pilav üzümüydü. Beylerce hem sofralık, hem de pekmez yapımında kullanılırdı. Pembe çavuş rengi, tadı ve kokusuyla en kaliteli sofralıktı.

Bu pilav üzümüde nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim. Pilav üzümü deyip geçmeyin kulvarında rakip tanımazdı. İri,uzun taneli, beyaz renkli, ince kabuklu sulu bir çeşitti. En önemli özelliği tadının az olmasıydı. Fazla tatlı üzümü sevmeyenlerin fovarisiydi.

Bağ bozumu günü sabahleyin erkenden gelen misafirlerle birlikte eşeklere, atlara, öküz arabalarına küfeler yüklenir, bağlarda alınırdı soluk. Yapılan dualarla neşeyle bağ bozumuna başlanırdı.

Ekim ayı gelip, üzümler olgunlaşınca köyün halkını, özellikle de gençleri ve çocukları tatlı bir heyecan kaplardı. Bağ bozum tarihi belirlenir, yakın köylerdeki dost ve akrabalar bağ bozumuna davet edilirdi.

Bağların hepsi aynı mevkide olduğundan guruplar halinde çığrılan türküler semaya yükselir, gülüşmeler, şakalaşmalar gırla giderdi. Küfelere doldurulan üzümler öküz arabaları ve eşeklerin sırtında köye taşınırdı.

Tandır Başında Pekmez Hazırlıkları

Bu curcunada birbirlerine ilgi duyan köy gençleri ve genç kızları bağların kuytu yerlerinde buluşur, kısacıkta olsa bir araya gelir, birbirlerine ilanı aşk ederlerdi. Bu defa akşam tandır başı muhabbet ve eğlenceleri başlardı. Tandır pekmez pişirilen yere denir.

Üzümler iki aşamalı oluğun daha büyüğü olan ilkine doldurulur, bu üzümleri genç kızlar çıplak ayaklarıyla çiğner, üzümlerin suyunu çıkarırlardı. İlla genç kızlar çiğner, genç kızların çiğnediği üzüm sularından yapılan pekmezin daha tatlı olduğu söylenirdi ama asıl olan genç kızların ayaklarında çatlak olmamasıydı. Belirli yaştan sonra toprakla uğraşan ayaklar nasırlaşır, çatlardı.

Çünkü; birinci olukda kızlarca çiğnenen üzümlerin suları ikinci oluğa akardı. Bu oluktaki üzüm suyuna beyaz pekmez toprağı ilave edilirdi. Bunda amaç tortunun dibe çökmesiydi. Üstten üstten alınan berrak üzüm suyu kovalarla tandıra yerleştirilen büyük bakır tavaların içine doldurulurdu. Tandırın altına büyük çam kütükleri sürülerek ateşlenir ve üzüm suları kaynamaya başlardı. Üzüm suyu köpük köpük olmaya başlayınca , kaynayan üzüm suyu uzun saplı savurgaçlarca savrulurdu.

Bu işi ise ihtiyarlar yapardı.

Savurgaçlarla savrularak Pekmezler Hazırlanır

Savurgaçlar ortadan ikiye bölünen susak kabağına delikler açılır, sapına da bir metre kadar sap eklenirdi. Tandırda ki tavalarda kaynayan üzüm suları saatlerce savrulurdu. Üzüm suyu buharlaşıp, koyulaşır, koyu kırmızı, kehribar rengini alınca, yaşlılarca lezzet ve koyuluk gibi konularda kalite kontrolü yapılır, pekmez olmuşsa tandırın altı söndürülürdü. Bu işlem bitene kadar neredeyse sabah ezanı okunmaya başlardı.

Köyün genç erkekleri bu pekmezleri soğuyana kadar beklerdi. Beklemenin sebebi çalınma korkusu değil, sıcak pekmez tavalarına kazayla küçük bir çocuğun, bir hayvanın düşmesinin engellenmesiydi.

Ertesi gün soğuyan pekmez tavalardan toprak küplere aktarılırdı. Bu küpler devasa boyutlarda olurdu. Bu küplerin en ufağının boyu 1 metreden fazla olurdu. Bu küpler bir yıl boyunca tüketmek için merdiven altındaki yerlerine yerleştirilirlerdi.

Bizim köyde evler iki katlı ahşap, kerpiç binalardı. Birinci kattan , ikinci kata ahşap merdivenlerden çıkılırdı. Küpler işte bu merdivenlerin altına konurdu. Bu merdiven altları hem az ışık görür, hemde evin en serin yerleriydi. Bu pekmezler küplerden maşrapalarla alınarak bütün yıl boyunca tüm tatlılarda kullanılırdı.

Köyün tatlı kaynağı pekmezdi.

Soğuk kış günlerinde özellikle çocuklara üşümesinler diye bu pekmezlerden tas tas içirilirdi.

En kaliteli pekmez beylerce üzümünden yapılır.

GÜnümüzde bu kültür benim köyümde yok olsada; Gölpazarı’nın Bedi ( üzümlü ) köyünde hala sürdürülüyor.

Yolunuz düşerse yada pekmezi çok seviyorsanız Bedi’de yapılan beylerce pekmezini mutlaka tadın.

İddia ediyorum, bu güne kadar bu kadar güzel bir pekmez tatmadığınızı göreceksiniz. Toplumlar kültürleriyle zengin ve vardırlar. Bağ Bozumu – İsmail ÇınarBilecik Dostları Haber

İLGİLİ HABERLER

POPÜLER HABERLER

Yorumlar